“İslam çevrenin bir emanet olduğu, gelecek nesillere en güzel şekilde aktarılması gerektiği düşüncesini hakim kılmakta, aşırı tüketim, israf, sömürü anlayışlarına karşı durmaktadır.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 219)
Modern temalarına ABD'de 1891'de E.A. Birge ve H.C. Cowles; İsviçre'de 1892 'de F.A. Forel; Danimarka'da 1896'da E.B. Warming ile kavuştuğu öne sürülen çevrebilim, aslında çok çok önceki tarihlerde Doğu'da biliniyordu. (E. Britannica, VII/914) Nitekim, 11. yüzyılda yaşayan İslam bilgini Birüni, “tabiat ekonomisi” kavramı ile, tabiata hakim olan ve bugün bizim "eko-sistem" diye bildiğimiz denge ve düzene dikkat çekmiştir. (Mehmet Bayraktar, İslam ve Ekoloji, s. 124, 143)
İnsan, yeryüzünde sorumluluk sahibi yegane varlıktır. Rabbimiz O’nu yeryüzünün halifesi (Bakara, 30) olarak dünyaya göndermiştir. Noksan, çarpıklık ve bozukluk olmayan (Mülk, 3-4) bu evrende, sorumluluğunun bir gereği olarak insan yeryüzünü imar (Rum, 9; Hud, 61; İbn Kesir, Tefsir, II/450; İbn’l-Cevzi, Zadü’l-Mesir, IV/133) ve inşa edici faaliyetlerde bulunmalı, buna bağlı olarak ifsat edici (bozucu) davranışlardan şiddetle sakınmalıdır. (Rahman, 7-9) Temizlik İslam’da iman ile beraber zikredilecek kadar önemli bir yer kapsar. (Müslim, Tahare, 1; Tirmizi, Edeb, 41; Keşfü’l-Hafa, I/288) İbadet için beden, ruh kadar çevre temizliği de şart kılınmıştır. (İbnu Mace, Mesacid 4) İslam alimleri de ekin ve ağaçların susuz ve bakımsız bırakılmasının mekruh olduğunu söylemişlerdir. (Vehbe Zuheyli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, X/77)
Kur'an ve Ekoloji
“Gerçekten biz, her şeyi bir ölçüde yaratmışızdır.” (Kamer, 49); “O Allah Göğü yükseltmiştir ve dengeyi koymuştur. Artık o dengeyi bozmayın!” (Rahman, 7-9) “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, ‘sizin gibi ümmetler’ olmasın.” (En’am, 38) “İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider. Kalbindekine de (özü sözüne uygun olduğuna) Allah’ı şahit tutar. Halbuki kendisi düşmanların en yamanıdır. Senden ayrıldı mı, ‘yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye’ çalışır. Allah ise fesadı sevmez.” (Bakara, 204-205) “İnsanların ellerinin işledikleri günahlar sebebiyle, karada ve denizde fesat meydana çıktı ki (Allah)yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırsın, olur ki, belki geri dönerler.” (Rum, 41) “Ey Adem oğulları! Ziynetinizi (elbisenizi) giyin, yiyin - için ama israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’raf, 31)
Hz. Peygamber’in Hadislerinde Ekoloji
Peygamberimiz (sav) fiilen günümüzün aktüel deyimi ile ‘çevrecilik’ yapmakla kalmamış, çeşitli vesilelerle Müslümanlara bu konuda öğütler ve tavsiyelerde de bulunmuştur. Efendimiz yolda hoş olmayan bir madde görse temizlenmedikçe oradan geçmezdi. Herkesin gelip geçtiği yolları ve gölgelenip dinlendikleri yerleri kirletenleri lanetli kişiler olarak saymıştır. (Müslim, Taharet 68) Çevrebilimin temel konularından olan planlı şehirleşmeye bile ta o zamanlarda önemi gösteren Hz. Peygamber evlerin aralarında bırakmaları gereken mesafeleri belirlemiş, şehir yollarının genişliğini de bizzat kendisi tayin etmiştir. O zamanın ihtiyaçlarını gözönüne alarak, trafiğin rahat akışını sağlamak maksadıyla bu genişlik, şehir planında 7 zira (5,5 m.) olarak tespit edilmiştir. (Buhari, Mezalim 29; Müslim, Müsakat 31) Peygamber Efendimiz akarsu dahi olsa abdest alırken israf edilmemesine dikkat çekmiş (İbn Mace, İkame, 193), Yerlere tükürmeyi (İbnu Mace, Edeb 7), kırlarda, yollarda rastlanan yabani hayvan ve haşerelerin deliklerini kirletmeyi (Şâfìî, el-Umm 4, 258-259; Camius-Sağir 6, 182, Çevre Ahlakı, s. 109-124), suları kirletmeyi (Ebu Davud, Taharet 14; İbnu Mace, Taharet 21, Heysemi, Mecmauz-Zevaìd 1, 204, Müslìm, Taharet 94, 95, 96; Buhari, Vudu 71, Usdül-Gabe 1, 422) yasaklamış, ayrıca Medine’nin etrafını her yönden 36 km. mesafeye kadar olan yeri haram ilan ederek hayvanların avlanmasına, ağaçlarının kesilmesine, otlarının yolunmasına yasak getirmiş ve bir yeşil kuşak oluşturmuştur.
Ağaç ve Bitki Koruyuculuğu
“Kim ağaç dikiminde bulunursa, onun için ağaçtan hasıl olan ürün miktarınca Allah sevap yazar." (Ahmet, Müsned: 5/415, Buhari, Hars ve Muzaraa, I/35); “Yedi şey vardır ki, kişi kabirde bile olsa, onlardan sevap devamlı surette kendisine ulaşır: Öğretilen ilim, halkın istifadesi için akıtılan su, dikilen ağaç, inşa edilen mescid, okunmak üzere bağışlanan Kur’an ve iyi terbiye edilmiş evlat” (El münavi, F. Kadir, IV/87); “Her kim boş, kuru ve çorak bir yeri ihya edecek olursa, bu amelinden dolayı Allah tarafından mükafatlandırılır. İnsan ve hayvan ondan menfaatlandıkça orayı ihya edene sadaka yazılır.” (F. Kadir, VI/39; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/415, 374; Müslim, Müsakat, 7-10, 12; Buhari, Edeb, 27; Hars, 1, Tecrid-i Sarih Tercemesi, VII/120); “Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/184, 191; Buhari, Edebu’l-Müfred, s.168); “Bir kimse bir ağaç dikse, o ağaç meyve verdikçe sevabı ona yazılır.” (E. Münavi, Feyzu’l-Kadir, V/480); “Yerde bitmiş olan hiçbir nebat yoktur ki, onu bekçi bir melek korumuş olmasın. Bu durum bitkinin hesap edilmesine kadar devam eder. Kim bu bitkiyi basıp ezerse, o melek kendisine lanet eder.” (El- Muttaki, K. Ummal, III/905); “Taif vadisinin ne dikenli ağaçları, ne de çalıları tahrip edilmeyecek. Av hayvanları da öldürülmeyecek.” (M. Hamidullah, İslam Peygamberi II/332; Buhari, Cihad, 71; E. Davud, Menasik 98; Müslim, Hac 458); Zükared gazvesi dönüşü Efendimiz şöyle buyurur: “Kim buradan bir ağaç kesecek olursa, onun karşılığında bir ağaç diksin.” (Belazuri, Futuhul Buldan, I/17, Buhari, Atime 46; Ebu Davud, Edeb 162, İbrahim Canan, İslam ve Çevre Sağlığı, s. 59-60); “Bizzat kendi mübarek elleriyle hurma ağaçları diken” (Ahmed b.Hanbel, Müsned, V, 354, 440) Efendimiz hayatında en az 500 fidan yetiştirmiştir. "Kim yolcuların ve hayvanların gölgelendiği bir ağacı boşuboşuna keserse Allah da onu başaşağı cehenneme atar"(Ebu Davud, Edeb, 5239) diye Müslümanları uyaran Hz. Resulün sit alanı ilan ettiği yerler de şunlardır: Mekke, Medine, Taif vadisi, Tayy ve Kureyş kabilelerinin arazileri Vacc vadisi. Ağaç dikme ve sevabı ile ilgili diğer hadislerde (F. Kadir, 4187; K. Ummül, III/905) Peygamberimizin çok doğal dengeyi korumaya ne kadar çok önem verdiğini göstermektedir.
Hayvan ve Kuş Koruyuculuğu
Kur’an -ı Kerim'in altı suresi hayvan adını taşımaktadır: Bakara (inek), En'am (evcil hayvanlar), Nahl (bal arısı), Neml (karınca), Ankebut (örümcek) ve Fil (fil) sureleridir. Bu surelere hayvan adlarının verilmesi onlara verilen değerin bir göstergesidir.
Abdullah b. Cafer anlatıyor: Bir gün Allah'ın elçisi beni yanına aldı. Ensar'dan bir adamın bahçesine gittik. Orada bir deveyle karşılaştık. Deve, Allah'ın elçisini görünce inledi ve gözlerinden yaşlar boşandı. Hz. Peygamber (sas) devenin yanına gidip onun kulak dibini okşadı ve deve sustu. Hz. Peygamber: "Bu devenin sahibi kim?" diye sordu. Ensar'dan bir genç geldi ve: "Benim Ey Allah'ın elçisi!" dedi. Hz. Peygamber: "Allah'ın seni sahibi kıldığı bu deve hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Bak bu deve: “Senin onu aç bıraktığını ve yorduğunu bana şikayet ediyor.” dedi. (Ebu Davud, Cihad 44) Efendimiz, bindiği devesine lanet okuyan bir kadın görmüş ve: "Onu devenin üzerinden alınız ve deveyi salınız; çünkü onun kendisi lanetliktir." buyurmuştur. (Müslim, Birr 80, 81) Hz. Peygamber, “Her susamış canlıya su vermekte ecir bulunduğunu” (İbn Hişam, I/490) bildirmiş, İbni Ömer’de “Nebi’nin (s.a.v) hayvanlara işkence yapanlara lanet ettiğini.” (Buhari, zebaih, 25; Ahmet, IV/31-33) rivayet etmiştir. Sahabeden birinin "Ey Allah'ın elçisi, bize hayvanlara yaptığımız iyilikten dolayı da sevap mı var mıdır?" diye sorusuna Peygamber efendimiz "Evet, can sahibi her varlığa yapılan iyiliğe sevap vardır." diye cevap vermiştir. (Buhari, Müsakat 9, Mezalim 23, Edeb 27; Müslim, Selam 153) Efendimiz yolda yürürken yüzü ateşle dağlanmış bir eşeğe rastladı ve: "Onu dağlayana Allah lanet etsin!" buyurdu. (Müslim, Libas 107; Ebu Davud, Libas 52) Ebü’d Derda, Hz. Peygamber’in “Allah bu dilsizler (develer) hakkında hayırlı olmanızı tavsiye etmektedir, onlara güçleri ölçüsünde yük vurun.” dediğini, fazla yükten dolayı kalkamayan bir deve görünce aktarmıştır. (İ. Hacer, M. Atiye, II/156) Ebu Hüreyre’den gelen bir rivayette şu şekildedir: “Resulullah bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, cemaate yönelerek: Adamın biri sığırını sürüyordu ki, bir ara sırtına bindi ve vurmaya başladı. Bunun üzerine hayvancağız (lisan-ı haliyle): “Biz bunun için yaratılmadık dedi.” (Buhari, Enbiya, 52) buyurdu.” diyerek bir bakıma efendimizin intak/fabl sanatı yapmış ve bu konuda sahabiyi uyarmıştır Hayvan sağanlarla ilgili Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Tırnaklarını kessinler, sağım sırasında uzun tırnaklarla hayvanların memelerini kanatmasınlar.” (İ. Mace, sayd 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/484; Abdulhay el-Kettani, II/369) Efendimiz kesilecek hayvanlara bile eziyeti yasaklanmıştır: "Sizden hayvanını kesecek olan kişi bıçağını önceden iyice bilesin ve kestiği hayvana eziyet çektirmesin!" (Müslim, sayd 57; Tirmiziî, diyat 14; Ebu Davud, edahi 111) Hz. Peygamber bir defasında da hayvanını kesmek için yatırdıktan sonra gözünün önünde bıçağını bileyen bir adamı: "Bıçağını hayvanı yatırmadan önce bileyemez miydin? Zavallı hayvanı iki defa mı öldürmek istiyorsun!" diye azarlamıştır. (Abdürrezzak, el-Musannef, IV/493; Hakim, el-Müstedrek, IV/257, 260; Beyhaki, es-Sünenü'l-kübra, IX/280) Abdullah İbn Amr’dan naklen: “Resulullah (sav) bir keçiyi sağmakta olan bir adama uğramıştı. Ona: ‘Ey kişi, sağınca yavrusu için de süt bırak’ dedi.” (N. el Heysemi, M. Zevaid, VIII/196) “Haksız olarak bir serçeyi öldürenden Cenab-ı Hak kıyamet gününde hesap soracaktır.” (Darimi, II/11) buyurmuş ve köpeklerin öldürülmesine razı olmamış, ‘onların da bir ümmet olduklarını’ vurgulamıştır. (Yusuf el-Kardavi, İslam'da Helal ve Haram, s. 132) Efendimiz, bir kediyi hapsettiği ve ona karşı acımasız davranıp merhamet göstermediği için cehenneme giren bir kadının kıssasını da anlatmıştır. (Buhari, Bed'ü'l-halk, 16; Enbiya, 54; Müslim, Birr, 133) Efendimiz, Hayvanlara iyi bakılıp beslenmesini (Ebu Davud, İsti'zan, 39), dövüştürülmemesini (Ebu Davud, Cihad, 51; Tirmizi, Cihad, 30), nişan atılan hedefler yerine konulmamasını (Müslim, Sayd, 59) ve zevk için öldürülmemesini (Nesai, Dehaya 42) emretmiştir. Ayrıca efendimiz kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yuvalarının alınmamasını da emretmiştir.” (E. Davud, Cenaiz, 1; Buhari, Edebul müfred, 139)
“İslam inancında hayvanların Allah’ın yaratıcı gücünün harikulade işaretleri olarak görülmesi, Kur’an-ı Kerim’de onların da insanlar gibi ümmetler olarak yaşam sürdüğünün belirtilmesi, onlara karşı merhametli olunması çağrısı ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yaşamı sırasında hayvanlara karşı olan merhametli davranışları, izlenmesi gereken bir model sunmuştur.” (M. M. Sunar, Hayvanlar, Osmanlı İmparatorluğunda Çevre ve Şehir, s. 192) İslam'da "Hayvanlara hakaret, eziyet, işkence, yaratılış maksatları dışında kullanma yasak olduğu gibi meşru bir gerekçe olmaksızın öldürülmeleri de yasak kılınmıştır." (Ülfet Görgülü, Hayvan Etiği, İslam Hukukunda Hayvan Hakları ve Hayvanlara Karşı Sorumluluklarımız, s. 80) Bizim diğer canlılara karşı bir hakkımız varsa o da insani özelliklerimizdir. Bu özellik ise her yaratılanın hakkına hürmet etmekle kaimdir. (Ahmed Hamdi Akseki, Ahlak Dersleri, s. 373) A. Hamdi Akseki: "Hayvanata karşı her türlü kaba muameleyi yapanlar, insanlık seviyesini kaybetmiş sayılırlar. Müslümanlık sadece insanların değil hayvanların da hukukuna uymatı emreder." demektedir. (A. Hamdi Akseki, Ahlâk Dersleri, s. 267-268)
“Merhamet etmeyene, merhamet edilmez.” (Buhari, Hadis No: 6013)
Sahabeden ve atalarımızdan örnekler
Hz. Enes naklediyor: “Bir yerde mola verince, hayvanlarınızın dinlenmesini sağlayıncaya kadar ibadet etmezdik.” (E. Davud, Cihad, 48) Adiyy b. Hatim karıncalara ekmek ufalayıp, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Onlar bizim komşularımızdır. Üzerimizde hakları vardır." (Mutafa es-Sibai, Min revai'-i hadaratina, s. 113) Hz. Ömer’in Ebu Musa el-Eşari’yi Basra’ya vali olarak gönderirken görevleri arasında sokakların temizliğini de saymıştır. (Darimi, Sünen, Mukaddime 46) Hz. Osman’ın (r.a.) geç bir vakitte ağaç dikerken yanına gelen ve “Ey Müminlerin emiri! Bu vakitte mi dikim yapıyorsunuz?” diye soran birisine, “Bana uğradığında beni böyle hayırlı bir iş yaparken bulman, bozgunculardan biri gibi bulmandan daha iyidir.” (Aliyyulmuttaki el-Hindî, Kenzul-ummal, III/909) diye cevap verdiği rivayet olunur. Hz. Ebu Bekir savaş esnasında emir buyurur, “Ağaçları sökmeyin, kesmeyin, ihtiyaç hariç hayvanları öldürmeyin” (Tabari, I/1850) Hz. Ömer’de yaşlı bir adamı gayrete getirmek için, onunla birlikte ağaç dikmiştir. (Muttaki, Kenzü'l-Ummal, III/309) Ömer b. Abdülaziz valilerine atların boş yere koşturulup, eziyete maruz bırakılmasını önlemelerini hatırlatmış, yol güvenliğini sağlayan yetkililere, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altlarında demir bulunan yularlarla onlara eziyet edenlere izin verilmemesini emretmiştir. Ayrıca devrin zabıta memurlarının görevlilerinden biri de, insanların hayvanlara güçlerinin üstünde yük taşıtmalarına, hayvanların seyir halinde işkence ve dövme gibi fiillere maruz kalmalarına engel olmalarıydı. Bu davranışı yapanlara ceza veriyorlardı. (Mutafa es-Sibai, Min revai'-i hadaratina, s. 112) Medeniyet tarihimizde, yaşlanmış, çalışamaz hale gelmiş ve sahipleri tarafından terk edilmiş atlar için vakıflar vardır ve söz konusu hayvanlar ölünceye kadar oralarda beslenirdi. Yine kediler için kurulmuş vakıflar vardı. Oralarda sabah akşam kedilere yiyecek hazırlanırdı. (Mutafa es-Sibai, Min revai'-i hadaratina, s. 113) İslam hukukuna göre sahibi belli olan, ancak sahibine ulaşılamayan bir hayvanın bakımı devlet tarafından sağlanır ve yapılan harcamalar sahibinden alınır. Sahipsiz ve güç durumda kalmış hayvanların bakımı ve beslenmesi için vakıflar kurulması ve bütün bunların o vakıflar sayesinde sağlanması gerekir. (Mehmet Şener, Hayvan, DİA, XVII/93-98)
“Osmanlılar, hayvan hakları konusunda oldukça kararlı ve sistemli bir tutum içinde olmuşlardır.” (M. Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, s. 75) “III. Murat dönemine ait 1587 tarihli bir fermanda, at, katır, beygir hamallarının zayıf ve güçsüz hayvanlara yük taşıttığı, kötü semer kullandığı ve hayvanların taşıdıkları yüklerin taşıyabileceklerinden fazla olduğu vurgulanarak bu durumun düzeltilmesi buyurulmuştur.” (M. Sarıcık, “III. Murad Devrinden Hayvan Haklarıyla İlgili Bir Ferman”. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 6, s. 69) Yahudi hekim Hierosolimitano Domenico, atına fazla yük yükleyenlerin atlarının kuyruğuna bağlanarak şehir sokaklarında teşhir edildiğini, bazen de atın üzerindeki yükün sahibine taşıtıldığını anlatmaktadır. (Domenico, Domenico's Istanbul, s. 43) Yük hayvanların yükünü sahiplerine taşıtma cezası geç Osmanlı dönemine kadar uygulanmıştır. (Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı, s. 257; Hans Dernschwam, İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü, s. 167) “Hayvan haklarına yönelik ilk kapsamlı düzenleme Sultan III. Murad zamanında 1587 yılında yapımıştır. Padişah tarafından 19 Mart 1587’de İstanbul Kadısı’na gönderilen fermanda, hamalların taşımacılıkta kullandıkları at, katır vb. hayvanlara tahammüllerinin üzerinde yük taşıtmaları yasaklanmıştır. Hayvanların bakım ve beslenmesine özen gösterilmesi gerektiği ve fermandaki ikaz ve hükümlere uymayanların cezalandırılacağı bildirilmiştir.” (alanyatimehaber.com, 27 Kasım 2023) İngiltere’de ise 1821’de bile, parlamentoya gelen ‘atlara iyi davranılması’ hakkında sunulan bir yasa tasarısı, “yakında sıra eşeklere, kedi köpeklere gelecek” sözleriyle kahkahalar eşliğinde reddedilmişti. (Sunar, ‘Hayvanlar’, Osmanlı İmparatorluğunda Çevre ve Şehir, s. 197) Ama pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da atalarımızın mirasını ne yazık ki koruyamadık: “Hayvan haklarıyla ilgili ilk karar, Birleşmiş Milletler tarafından 1978 yılında kabul edilen hayvanların duyumunu ve onlara karşı insan sorumluluklarının önemini tanıyan Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi.” (tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clke_veya_b%C3%B6lgeye_g%C3%B6re_hayvan_haklar%C4%B1) olduğu kabul edilmektedir.
XVII. yüzyılda İran ve Hindistan’a giderken İstanbul’da bir süre kalmış olan Jean de Thévenot, “Burada Türkler’in hayvanlara gösterdikleri merhametin yüz değişik örneğini verebilirim. Bize çok saçma gelebilecek olan bu tür hareketlerine sık sık tanık olmuşumdur.” demekte idi. Hatta bir seferinde iyi giyimli birtakım adamların yeni doğum yapmış bir sokak köpeğiyle karşılaştığına şahit olduğunu, köpekle yavrularının gelip geçenler tarafından rahatsız edilmemesi için adamların etraftan taş toplayarak küçük bir barınak oluşturduğunu kaydetmiştir. (J d. Thévenot, 1655-1656’da Türkiye, s. 127) Thévenot tabii ki, Müslümanların örnek aldığı Hz Muhammed’in bir köpek ve yavrusu için ordunun yolunu değiştirdiğinden (Vakıdi, Kitabu’l-Megazi, II/804) habersizdi! Hans Barth ise, “Bir Türk evi için önemle vurgulanması gereken özellik, hayvanlara dahi yetecek kadar bir misafirperverliğin bulunmasıdır. Her Türk evinin çatısında birkaç leylek ve kumru, kapının önündeyse bir köpek devamlı vardır ve hepsi de gönlü gibi eli de açık olan ev sahibinden beslenmektedir. Türklerin ve Rumların bir arada yaşadığı yerlerde, hangi evin kime ait olduğunu anlamak için evin içine girmeye gerek yoktur; bunun için evin çatısına bir göz atmak yeterlidir.” (İ. Pınar, Hacılar, Seyyahlar, Misyonerler ve İzmir: Yabancıların Gözüyle Osmanlı Döneminde İzmir, s. 298) demekte idi. Benzer örnekler için Metin Menekşe’nin ‘Osmanlı Medeniyetinde Hayvan Sevgisinin Mesleğe Dönüşümü: Mancacılık’ (SDÜ Fen-edebiyat fakültesi sosyal bilimler dergisi, Nisan 2022, sayı: 55, s. 84-101) adlı çalışmasına bakılabilir
"Türklerin (Osmanlıların) hayvanlar için bile vakıf ve hastaneleri vardı." (Montaigne, Essais, VI/206) "Camide hastalanan kedi, köpeklerin tedavisine mahsus hastane vardır." (Guer, M.U. des Tures, s.220) “Kışın Sivas’ta kuşlara yem vermek için vakıflar yapılmıştı." (Zekariyya b. Muhammed b. Mahmud al-Kazvini, Asâr'ül-Bilad fi Ahbâr’ül-ibad, 537-538) “İslam ile şereflenmiş Türklerin hayvanlara olan sevgilerini yabancılar eserlerine bile almışlardır.” (Clausier du Loir, Du Loir Seyahatnamesi, s. 192) “Osmanlı Devleti’nde kasaplar her gün belirli sayıda kedi ve köpek beslemekle yükümlüdürler. Şam’da hastalanan kedilerle köpeklerin tedavisi için bir hayvan hastanesi mevcuttur.” (Büşra Elçiçeği, Değerlerin Davranış Boyutuna Yansımaları: Osmanlı Devleti Örneği, Disiplinlerarası Eğitim Araştırmaları Dergisi, 2022; 6(11); s. 34) Lamartine, “Osmanlı Müslümanları canlı ve cansız yaratılanların hepsiyle iyi geçinirler. Ağaçlara, kuşlara, köpeklere, velhasıl Allah’ın yarattığı her şeye hürmet ederler; bizim memleketlerde başıboş bırakılan veyahut eziyet edilen bu zavallı hayvan cinslerinin hepsine şefkat ve merhametlerini teşmil ederler. Bütün sokaklarda sokak köpekleri için belirli aralıklarla su kovaları sıralanır.” (İsmail Hami Danişmend, Garb Menbalarına Göre Eski Türk Seciye ve Ahlakı, s. 259) demektedir.