Bazı kavramlar vardır bir Müslüman bunları bilmezse resmin tamamını göremez, satranç tahtasında ancak bir piyon olur, dünyada olaylara yüzeysel ve sığ bir açıdan bakar. Amacımız detaylı olmasa da, en azında bu kavramlarla okuyucuyu tanıştırmaktır!
Bazı kavramlar vardır bir Müslüman bunları bilmezse resmin tamamını göremez, satranç tahtasında ancak bir piyon olur, dünyada olaylara yüzeysel ve sığ bir açıdan bakar. Amacımız detaylı olmasa da, en azında bu kavramlarla okuyucuyu tanıştırmak!
Yasadışı örgüt: Yöneticisi nerede yaşıyor, yönetim merkezi hangi ülkede ise o ülkenin kullandığı paravan yapı.
Mason: Yahudi soyundan olmadığı için bu dine giremediği halde onlardaki ekonomik güçten faydalanmak amacı ile kurulan örgüt. Birçok devlet başkanı, ekonomi, basın yöneticileri bunların localarından seçilir.
Sabetaist: İspanya’dan gelen Yahudilerden biri olan ve Mesihliğini ilan ettikten sonra zorda kalınca Müslüman olduğunu ilan eden ama gizlice örgütlenmeye de devam eden Sabatay Sevi’nin Yahudi müridi. Müslümanlarla asla kaynaşmayan ve Batıcı bir ekolde olup kendilerini daima toplumdan ayrı tutan bu kesim, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin yönünü batıya çevirmesi üzerine zaten bu eğitimi daha önce aldıkları için bir anda ülke yönetiminde kilit noktalarda örgütlenmiştir. Ekonomiden sanata, siyasetten bürokrasiye birçok makamı ülkenin gerçek yerli halklarına kaptırmamak için hâlâ daha da sinsi örgütlenmelerine devam etmektedir… Konu hakkında detaylı bilgi için mutlaka ziyaret edilmesini tavsiye ettiğimiz bazı siteler: ibraniyetvebeyazturkler.blogspot.com; sebatayistaileler.blogspot.com; sabetaycisoyadlari.blogspot.com; sabetayciavcisi.blogspot.com; sebatayistaileler.blogspot.com
Pakraduni: Sabetaist Beyaz Türklerin Ermeni versiyonu, Ermeni Kripto Yahudiler.
Echelon: 5 devletin (ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda) istihbarat örgütlerinin dünya üzerindeki iletisim sistemlerini dinlemek için kurdukları ortak projenin adı.
Evangelizm: Siyonist Hristiyan mezhep. ABD’yi yöneten kilit ekip. Hz İsa’nın gelmesi için Siyonizmin başarılı olması gerektiğini kabul ederler ve İsrail devletine hizmet ederler.
Derin dünya: Dünya üzerinde küresel anlamda ülke, sınır tanımayan dünya Yahudi (aslında satanist) sermayesi ile ABD derin devleti (Rockefeller ailesi, görünür yüzleri Elon Musk, Kissinger, Trump, Putin ve Pentagon, Texas petrol şirketleri, silah sanayi vs.) arasında derin bir mücadele vardır. İngiltere merkezli küresel sermaye (Rothschild, görünür yüzleri Soros, DSÖ, NATO, AB, Rus oligarklar) son olarak Çin devletine yerleşmiştir. ABD Çin mücadelesi aslında derin ABD ile küresel sermayenin mücadelesidir. Her ülkede de bu iki merkez kendi ekiplerini oluşturmuştur. (Sermaye, medya, siyaset, mafya, sivil toplum dahil!) ABD, Çin’in yumuşak karnı Doğu Türkistan üzerinde çalışırken Çin’in komşusu Hindistan’a da ekonomik anlamda konuşlanmıştır. Çin de Hind Müslümanları üzerinden Hindistan’ı karıştırmaya çalışmaktadır. Bu durum silsile halinde iki tarafın el attığı Pakistan, Afganistan, Kazakistan, İran, Türkiye, Arabistan, Mısır, Avrupa ülkeleri, Afrika ve tüm kıtaları etkilemektedir. Kısaca ABD, Çin/dünya Yahudi sermayesi ile mücadele halindedir. ABD’nin ilk önceliği Çin’in ticari koridorlarını kesmek şeklindedir. Amerika ‘birleşik’ devletlerden, Avrupa ‘birlik’ ülkelerden oluşup bu küresel savaşta pozisyonlarını güçlendirirken birlik olma yoluna giren İslam ümmeti de iç ve dış etkenlerden ötürü yavaş da olsa bu mücadele de konumlarını belirlemeye başlamıştır. Rothschild ailesi Avrupayı ekonomik olarak avucunun içine alınca ABD'deki yahudi kökenli Protestan Rockefeller ailesini destekler. Ama günümüzde Rockefeller ailesi altın, gümüş gibi madenler üzerinde hâkimiyet kurarken Rothschild ailesi para (ve Rockefellerin arkasında olduğu Bitcoin’e karşı Blockchain) üzerinde hükümdar olmuşlardır ve artık bu iki aile birbirleri ile mücadele eder hale gelmiştir.
Dünya Yahudi sermayesi dinsiz, mülkiyetsiz ve cinsiyetsiz bir toplum oluşturmak istiyor. Amaç rahatça toplumları güdülemek!
Ezoterizm: Dünyada birçok gizli örgüt vardır. İlluminati, B’nai B’rith, Bilderberg, Farmasonluk, Tapınak Şövalyeleri, Opus Dei, Kuru Kafa ve Kemikler Tarikatı, Trilateral Komisyonu, Bohemian Kulübü gibi. Her biri bir güç odağıdır ve evrensel çapta planları vardır.
Transhümanizm: Sentetik biyoloji, yapay zeka ve bilgisayar teknolojileri kullanılarak Homo Deus yani tanrı insanlar oluşturma projesi. Tabii tanıtımı daha çok hümanist kavramlarla yapılmaktadır!
Goyim: Yahudi inancına göre, Yahudi olmayanlar, Yahudilere hizmet etmek için dünyaya gelmiş ‘hayvanlar!’ Yahudi hariç tüm insanlar Siyonistlere göre yaban hayvanı, kır hayvanıdır!
Seküler: Kişisel hayatına dini sokmayan. Devlet bazında olanına laiklik denir.
Derin tarih: Resmi, onaylı tarihin dışındaki gerçek tarih.
Nihilizm: Hiçbir şeyin anlamının olmadığı ve bilinemeyeceği inancı. Sadece Tanrı bilinemez diyenlerine agnostik denir.
Hukuk: Haklı olanın hakkını alma, adaletin sağlanma aracı. Yazılı haline kanun denir. Ama her kanun hukuku sağlamaz, bazen ekonomik güç kanunu deler geçer ve hukuk lafta kalır…
Demokrasi: Adı olup kendi daha çok sanal olan kavram. Cumhuriyet ile karıştırılır. Birinde çoğunluğun iradesi, diğerinde azınlığın da hakkının korunması söz konusudur. Demokrasi, halkın, parti liderlerinin seçtiklerini seçmesi ile gerçekleşir. Bazen adına ülkeler işgal edilir, darbeler yapılır.
Boykot: Sivil halkın zalimlerle mücadelede kullandığı ekonomik cihad.
Rab: Terbiye eden, eğiten, düzenleyen demektir. Müslümanın kişiliğini, âlemlerin Rabbi olan Allah düzenler. İslam karşıtı kişi, kurum, sistem ve anlayış Rablık iddia ederler. “Tanrı benzeri bir otorite tanınan, Kur'an dışında helal haram koyan her kişiyi ‘Rab’dir.” (Kur'an Yolu, II/759-761)
Tağut: Haddini aşan, Allah’ın iradesi yerini alan. Kendi gücünden başkasını tanımayan, her zaman kendi kendini yeterli gören, azgın ve zalim kimlik. Karun: Ekonomik gücü nedeni ile tağutlaşan. Belam: Tağutun tarafında yer alan din adamı.
Ümmet: Evrensel kardeşlik ruhu ile kenetlenmiş tüm İslam alemi.
Zikir: Allah’ı hatırlatan her şey. Tesbih yani sesli veya sessiz Allah’ı anmayı da kapsar.
Tesettür: Tezeyyün yani süslenmenin zıttıdır. Sadece başörtüsü değil içinde ahlakında olduğu ve değerlerin korunmasını amaçlayan bir tarz, duruşu temsil eder.
Şirk: Allah’a ortak koşmak demektir. Sadece putlara tapmak olduğu zannedilir. Şirk: Kur’an’da bulunan bir emir veya yasağın zıttını kabul etmektir. Müşrikler Tanrıya inanırlar fakat O'na ve O’nun iradesine ortak koşarlar.
Faiz: Eğer durmadan artan enflasyon karşısında paramızın değerini banka faizleri sayesinde koruyabiliyorsa, İslam faizi neden haram kılmıştır? Faizin zararları nelerdir ki İslam onu yasaklamıştır?
"Allah alışverişi -kârı- helal kılmış, faizi yasaklamıştır." (Bakara, 275)
Öncelikle ekonomide bir kuralın altını çizelim. Faiz, enflasyona neden olur. Bir ülkede ne kadar faiz varsa, o faiz oranının belli bir oran üstünde, o ülkede enflasyonda olur. Batıda enflasyon % 2-3' tür. Çünkü faiz oranları batıda % 2 civarındadır. Yani bir ülkede faiz varsa enflasyon da vardır. Enflasyona karşı insanlar faize hücum ettikçe, aslında enflasyonu artırırlar. Enflasyonun düşmesinin ilk temel şartı faizlerin aşağı çekilip, sıfırlandırılmasıdır!
Ayrıca faiz enflasyon karşısında paranın değerini de asla koruyamaz. Uzun vadede faiz, enflasyon karşısında paranın değerini eritir. Faizin doğurduğu enflasyon karşısında, faizli para değerini kaybeder, erir. Mesela bir ev alacak parayı bankaya, faize yatıran bir insan 10 yıl sonra bu parayı bankadan çekse, o para ile bir evin yarısını bile alamaz! Bu nedenle Hz. Resul: "Faiz malı eritir " (İbn Mace, ticaret, 58) buyurmuşlardır.
Sosyalist ideolojisi faizle kârı-alışverişi- aynı kefede görüp, her ikisini de yasaklar. Bu mantık 1400 sene önce müşriklerde de vardı. Hz. Resul dönemindeki müşrikler "Alışverişte, karda faiz gibidir." (Bakara, 275) görüşünü savunuyorlardı. Yani isimler, insanlar değişse de, bâtıl fikirler hep aynı mantığı taşır. O dönemde ki komünistlerin ismi müşrik, şimdiki müşriklerin adları komünist, isim ayrı kafa hep aynıdır!
Mekke'nin bütün erdemlileri Peygamberin tarafındaydı. Kalanlar menfaatperest, paragöz takımdı. Medine'de karşılıklı güvene dayalı, dayanışma, paylaşım eksenli bir toplum modeli hayata geçmişti. Zekat ile devlet vergi topluyor ve zayıfları kolluyordu. Faiz yasağı, İslam iktisadının hem ana öğelerinden birisi, hem de çok önemli bir gereğidir. İslam’a göre servetin geri bırakılmaması, saklanmaması üretim ve yatırımın dışında tutulmaması tabiri caizse paranın karaborsa yapılmamasını ister. Çünkü paranın saklanması durumunda faiz müessesesi ortaya çıkabilir. İslam bunu önlemek ister. Buna göre temel üretim faktörü olarak emek kabul edilir. Sermaye ise gerekli olmakla birlikte risk ve ortaya çıkacak zarara katlanmadan bir kazanç aracı olmasının önüne geçmek istenir. Çünkü sermayenin risk almadan faiz geliri elde etmesi servetin hep aynı kişilerin elinde kalmasına, zenginlerin daha da zenginleşmesine, fakirlerin daha da fakirleşmesine ve gelir bakımından toplumun üst orta ve alt sınıf ayrımlarına maruz kalmasına neden olacaktır. Bu nedenle toplumda büyük bir gelir adaletsizliği ve sınıf ayrımı ortaya çıkacaktır. Tıpkı şimdi dünyada olduğu gibi.
İslam’ın benimsetmeye çalıştığı ahlak anlayışına göre, yardımlaşma ve sosyal dayanışma ilkesi, zekat ve infak emri, emek ve sermayenin birlikte üretme ve yatırıma dönmesi, kârın ve zararın kabul edilmesi ilkesi birbirini tamamlayan çok önemli parçalardır. İslam nimetlerin toplumda eşit şekilde paylaştırılması ilkesini benimser. Bu nedenle gelirin eşit dağılabilmesi ve gelir seviyesi düşük olanların da dolaşımdaki paradan faydalanabilmesi için paranın karaborsası olan faiz yasaklanmıştır.
Faizi sonlandıran infak, sadaka ve zekat üçlüsüyle iman bağı ile bağlı insanları paylaşım ve güven ekseninde örüntüleyen vahiy-sistemdir. Bugün faizi azdırdıysak aldığımız borcu zamanında vermeyişimizin, hal hatır sormayışımızın, ilim ve irfandan uzak masal ve hurafe dolu bir din anlatısının pohpohlanmasının neticesidir. Mesele finansal değil ahlakidir.
Faiz, enflasyonun anasıdır. Faiz ertelenen enflasyondur. Bunu bir örnekle açıklayalım: Zeki ama parası olmayan bir insan düşünelim. Bir gömlek fabrikası açacaktır, fakat parası yoktur. Bu zeki adam bankaya gider ve kredi ile bankadan borç alır. Mesela, kredi olarak100 lira almıştır, banka bir sene sonra ondan 200 lira geri ister. Bu kişi bir fabrikada açar ve gömlekleri üretmeye başlar. Şimdi bir gömleğin üreticiden (fabrikadan), toptancı ve perakendeci vasıtasıyla, maliyet, kar, faiz oranlarına göre fiyatlarının tüketiciye yansımasını safha safha görelim: Üretici (diyelim ki ) gömleğin tanesini 2 liraya mal etsin (elektrik, kumaş, işçi ücreti dâhil) Üretici kârda elde edecektir ( diyelim ki 1 lira) , gömleğin fiyatı 3 liraya yükselir. Üretici bankaya faizli borcunu ödeyecektir. Bu borcu da bütün gömleklerinin fiyatlarına bölüştürür, gömleğin fiyatı böylece 4 liraya yükselir. Üretici devlete vergide verecektir, bunu da fiyatlara yansıtır (cebinden verip zarar yapmayı düşünemez!) Bir gömleğin üreticiden çıkış fiyatı 5 liraya yükselir. Aynı şekilde fiyatlara vergi, faiz, kâr yansıması toptancı da, sonra perakendeci de (mağazada) olur. Toptancıdan gömleği alış fiyatı (maliyeti) 5 liradır. Üzerine kâr, faiz, vergiyi koyar, fiyatı 8 liraya çıkar. Aynı durum mağaza sahiplerince de uygulanır. Maliyet (8 lira) artı, vergi, faiz, gömlek 11 liraya yükselir. İslam'da faiz olmadığı gibi vergi de anaparadan, üreticiden direkt alınır, vergi borcunun ürettiği mallara yansıtılmasına engel olunur! Böylece 2 liraya mal olan, kârla 3 liraya satılacak mal, tüketiciye 11 liraya yansıtılır. Bunun 3.5 lirası faiz, 3.5 lirası vergi, 3.5-4 lirası da maliyet artı kârdır. İşte enflasyon, işte hayat pahalılığı budur. Başka bir örnek verelim: Zengin bir adam 100 lirasını %50 faizle bankaya yatırır. Bir yıl sonra 150 lirası olacaktır. Banka bu parayı alır, kendisinden traktör almak için kredi (üzerine faiz bindirilen borç ) isteyen çitçiye % 70 faizle borç verir. Banka bir yıl sonra 170 lira alacaktır. Çiftçi traktörü alır, çalışır, alın teri döker, yorulur... 170 lira borcu bir yıl sonra bankaya öder. Çalışan çiftçi; kazanan, zengin-banka ortaklığı olur ve çark böylece dönmeye devam eder.
Peki, İslami bir ortaklık, faizsiz bir fabrika nasıl kurulabilir? Fabrika için beş şeye ihtiyaç vardır: Çalışacak işçi, fabrikanın kurulacağı arsa, idareci-planlamacı mühendisler, makineler ve fabrika binası için para ve yol, su, elektrik... ihtiyacını karşılayacak devlet/özel destek. Bir köy ahalisi işçi olarak çalışır, arsa olarak o köyün boş bir arazisi satın alınır, zeki insanlar planlamayı yapar, zengin bir insan da parasını ortaya koyar, devlet/özel sektör de iş, toprak, zeka ve parayı çalıştıran bu ortaklığa yol, su, elektrik desteğinde bulunur. İşsizliği engelleyen, arsayı çalıştıran, zekâ göçünü önleyen, parayı yastık altından çeken, devlete belli bir mali destek sağlayan, faizin, enflasyonun olmadığı bir fabrika böylece kurulmuş olur. Daha sonra beş grubun her biri, üretilen malın ortaya çıkmasındaki katkılarına göre kâr paylarını alır! Sömürü yok, işsizlik yok, enflasyon yok... Çünkü İslam var! “Çok kısa ve basit özetle” faiz ve zararları bunlardır.
Sıradaki kavramlar...
Tarikat
Şiilik
Kim Kimdir?
Hümanizm
28 Şubat
Kontrgerilla
Sosyalizm
Sekine
Alevilik
Karma eğitim
Özlü sözler
Bunları Biliyor muydunuz ?